Skip to main content

Dikkat Vücudunuz Konuşuyor! – Ahmet Şerif İzgören

Uzun zaman sonra bir kitabı bitirebilmenin mutluluğu bir yana Ahmet Şerif İzgören‘in bu harika kitabını bitirmiş olmanın mutluluğu üst üste geldiğinde paha biçilemez bir mutluluk çıkıyor ortaya.

Çok uzun yıllardır dikkatimi ve ilgimi çeken beden dili konusunda onlarca kaynaktan bilgi edinmiş olsam da bir yanım aldığım bilgilerin bir kısmının benimle (ya da bizimle) alakasız olduğunu düşünmüşümdür. Bedenin verdiği tepki ve anlamı ile ilgili yapılan yorumlar malumunuz üzere hep yabancı kaynaklı ve yabancıları anlatan örneklemeler üzerinden ilerler ülkemizde. Hangi kitabı okursanız okuyun hep bir yapmacıklık vardır içerisinde yada hangi konuşmayı dinlerseniz dinleyin hep bizden öte; aslında hayatımıza uygulayamayacağımız örnekleri içerir. Ahmet Şerif İzgören’in üslubundan kaynaklı olsa gerek Dikkat Vücudunuz Konuşuyor bu yönüyle diğerlerinden farklı olarak çok samimi. Gerek iş yaşamından gerekse sosyal yaşamdan verdiği örneklerle bizi bize anlatıyor.  Ahmet Şerif İzgören’in Avucumdaki Kelebek isimli gösterisini izlediyseniz kitabın ne kadar akıcı ve eğlenceli bir sunumu olduğunu anlarsınız zaten. Continue reading “Dikkat Vücudunuz Konuşuyor! – Ahmet Şerif İzgören” »

Devamını Oku

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

İlk eline aldığınızda aşk romanı olarak düşünebileceğiniz bu ufacık roman okudukça ne kadar derin ve anlamlı bir kitap olduğunu gösteriyor. İllaki kategorilendirmek istersek aşk romanı diyebiliriz ancak bunların yanısıra kitapta insanın iç dünyası, köy hayatı, Avrupa’da şehir yaşamı, tutkulu bir aşk gibi çeşitli konular mükemmel bir şekilde betimlenmiş.

Kürk Mantolu Madonna insanlarla duygusal bağlamda hiç bir iletişimi olmayan bütün ömrünü belirli bir düzene bağlamış yaşamaktan zevk almayan ve artık öleceği günü bekleyen Raif’in Almanya’da yaşadığı zamanlarda aşık olduğu Maria Puder ile yaşadıkları Maria Puder’den önce ve sonrasında Raif’in hayatını ve iç dünyasını anlatmakta. Hatta Raif ile Maria Puder arasındaki bu aşkı okuyarak öğrenen Rasim’in belkide kitabın esas anlamını açıklayabilecek bir cümlesi var . Dünya’nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..

Bir çırpıda okunacak olan bu kitap insanda o kadar güzel duygular uyandırıyor ki kendi adıma bu duyguları cümleye bile dökebilmiş değilim. Çünkü o duyguları ne kadar cümlelerle anlatmak istesemde kitaptaki gibi olmayacağını bildiğim için yazmak anlamsız geliyor. Anlamsız geliyor çünkü bu duyguları anlatabileceğim kelimeleri yan yana doğru şekilde getiremiyorum.

Sebahattin Ali‘nin bu muhteşem eseri insanı müthiş derecede bağlıyor. Rasim’in Raif’in iç dünyasını okumaya başladığı andan itibaren öyle bir bağlanıyorsunuz ki kitaba elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bende bu bağlayıcılığı yüzünden kitabı bir kaç saatte bitirdim. Bu kadar sürede bitirip bu benzersiz hikayeyi okuduğum için çok memnundum ancan şu da var ki kitap bu kadar güzelken bu karar çabuk bitirdiğim için acaba hakkını veremedim diye de içimde bir şüphede doğmadı değil. Bilemiyorum üzerinden biraz zaman geçtikten sonra tekrardan bile okuyabilirim.

sebahattin-ali-kürk-mantolu-madonna

Bu güzel kitabı hala tam olarak nasıl betimlerim bilemiyorum arkadaşlar. Bundandır ki kitap size kendini betimlesin istedim ve biraz araştırma ile bulduğum ve kitabın içinde yer alan birkaç cümleyi sizlerle paylaşarak veda etmek istedim. Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

“Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.”

“Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz.”

“Niçin rüzgarlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz?”

“İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu.”

“Dünyada bir tek insana inanmıştım.O kadar çok inanmıştım ki,bunda aldanmış olmak bende artık inanmak kuvveti bırakmamıştı”

“.. Bundan sonra aradaki buzu çözmeye, bu insanların birbirlerine karşı duydukları müthiş yabancılığı gidermeye imkan yoktu. İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar. ”

“Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”

Devamını Oku

Kuyucak’lı Yusuf – Sabahattin Ali

kuyucaklı-yusuf-ve-muazzez

Bu hikaye Aydın’ın Kuyucak köyünde doğan ve 1903 yılında yani 6 yaşındayken ailesini kaybeden Kuyucak’lı Yusuf’un hikayesidir.

6 yaşındayken köylerini basan eşkıyalar tarafından ailesinin öldürülmesine tanık olan Ali’yi ilçenin kaymakamı Selahattin Bey yanına alır. Selahattin Bey orta yaşlı bir adamdır. Karısı Şahinde ise kaymakama nazaran daha genç ve oldukça güzel bir kadındır. Ancak güzelliğinin yanında aklını hiçte doğru düzgün kullanamayan, iradesiz bir kadındır. Yusuf’un analığıdır. Muazzez ise kaymakam Selahattin Bey ve Şahinde’nin tek kızı ve tek çocuğudur. Şahinde ve onun dengesiz hareketleri ve bunun sonucunda kendisini içkiye veren Selahattin Bey oldukça dengesiz bir aile ortamı yaratmaktadır. Bundan dolayı Yusuf aileye katıldığından itibaren en çok Muazzez ile oynar ve bebek yaşta olmasından dolayı ona bir nevi bakıcılık yapar. Analığı Şahinde’nin çocuk bakma derdinden kurtulmak işine gelir ve hergün bir komşuda dedikodu yaparak günlerini geçirir.

Hikayemiz boyunca Yusuf yaşadığı trajik olay sebebiyle her zaman sessiz ve içine kapanıktır. İnsanlara hiç bir zaman tam anlamıyla güvenemez ve empati yapamaz. Yegane dostu ise Muazzez’dir. Aradan geçen yıllar Muazzez’i evlilik çağına geldiğinde oldukça güzel bir kız yapmıştır. Yusuf her ne kadar içindeki duygulardan habersiz Muazzez’e küçük kardeşi gözüyle baksa da yaşanan bir takım olaylar neticesinde karşılıklı olarak birbirlerini sevdiklerini anlar ve kaçırıp karısı yapar.

Hikayemiz yapmış olduğu üstün körü özetin dışında oldukça detaylı bir hikaye. Bazı yerlerinde kendinizi bir yeşilçam filmi izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Okdukça her karakteri ayrı ayrı tanıyor onların duygularını, düşüncelerini, aşklarını, aşkı yada istekleri uğruna yapabileceklerini öngörebilecek kadar benimsiyorsunuz.

Kuyucaklı Yusuf hikayesi bundan önce okuduğum Kürk Mantolu Madonna’da ki gibi Sebahattin Ali’nin elinden çıktığı kolayca anlaşılabilecek bir bilinmezlik ve sürükleyicilik içerir. Betimleler harikadır. Bazen gözünüzün önüne her ayrıntıyı serebilirken bazende sizin hayal gücünüze bırakır. Her parçasında ayrı bir soluk ayrı bir heyecan vardır. Bütünü görmek için benimde yaptığım gibi tek nefeste okuyup sonunu görmek istersiniz. Sebahattin Ali okudukça ne demek istediğinizi anlayacaksınız.

Kürk Mantolu Madonna gibi üzerimde garip bir etki bırakamasa da  Kuyucak’lı Yusuf’ta oldukça güzel bir hikaye ve mutlaka okunması gereken hikayeler arasında. Zaten Meb’de 100 temel eser arasına koymuş kitabı.

Devamını Oku

Uzun Hikaye – Mustafa Kutlu

uzun-hikaye-mustafa-kutlu

Daha önceki yazımda belirttiğim Osman Sınav imzasıyla sinemaya da uyarlanan Uzun Hikaye‘yi bitirmiş bulunuyorum. Adı Uzun Hikaye ama kendisi çok kısa. Sadece 124 sayfa. 124 sayfalık bu kitaba yaklaşık olarak 2 hafta önce başlamıştım. İlk okumamda yarısına kadar gelmiştim. Bir otobüs yolculuğuydu. Ankara’ya gidiyordum. İlk 60 sayfalık kısmı çok hoşuma gitmişti. Devamını da Düzce dönüşünde mutlaka bitirecektim ancak kitabı valizimin içine koymam dolayısıyla bu planım sekteye uğradı :) Aradan geçen iki haftalık sürede devamını okuma fırsatı bulamamıştım ancak geçen perşembe günü dersimin birisinden erken çıkmam dolayısıyla iki ders arasında ufak bir boşluk yakaladım. 40 sayfada orada okudum. Derse girerken 104. sayfadaydım. Dersime girip çıktım ve yurda doğru yola çıktım. Otobüs ile yaptığım yarım saatlik yolculukta kalan 20 sayfa için yetti de arttı bile.

Son sayfalarını okuduğum otobüs yolculuğu sırasında son kez kapıldım kitabın sürükleyici hikayesine. Vardır ya bazı kitaplar, sakinleştirici etkisi yapar, okurken huzur bulursunuz. Bu kitapta öyleydi işte. Son sayfayı da okuduktan sonra başımı cama yasladım otobüste. Şimdi ne olduğunu hatırlamasam da muhtemelen kitap ve kitap ile ilgili yazımı nasıl yazacağım ile ilgili düşündüm. Kitap o kadar huzur vericiydi ki o an onlarca farklı senaryo yazsam da kafamda hiç birisini şu anda hatırlamıyorum mesela. Otobüsün kapısı açılınca vuran rüzgar ile birlikte ayılmam, kafamdaki o güzel düşüncelerin dağılması ve huzurlu düş dünyamdan ayrılmam bir oldu. Fiziken bulunduğu ortamdan ayrılmak isteyenler için harika bir kitap Uzun Hikaye ve bu adı uzun kendi kısa hikayeyi mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Biraz da kitaptan bahset be hep kendini ve kafandakileri anlatıyorsun diyenler sesinizi duyuyor gibiyim. Kızmayın kitap ile ilgilide bir kaç cümlem var. Başlıkta da belirttiğim gibi kitap Mustafa Kutlu‘ya ait. Hikayemiz Bulgar Ali‘nin oğlu Mustafa ile birlikte anadolunun kasabalarında yaptıkları yolculuklar anlatılıyor. Bu yolculuklar sırasında Mustafa’nın aşkları, arkadaşlıkları ve ardında bıraktıları. Sonradan sosyalist lakabı alan ve çok sevipte kaçırdığı eşini kaybeden Ali’nin olaylar karşısındaki mağrur duruşu. Sanırım bu hikayeyi özetlemek için kullanabileceğim bir kaç cümleden ikisi bunlar.

Aslında bu kısmı yazarken epey zorlandım. Bir kaç defa paragrafı sildim ama en mantıklı yazabildiğim en mantıklı paragraf bu hali oldu. Yazı sonlarında genelde tıkanıyorum ne yapayım :) Alıştırmışlar sonu bir yere bağlanan hikayelere benim yazdıklarım bağlanmayınca eksik hissediyorum. Ama olsun sonunu bağlayacağım diye uyduruk bir şeyler yazmak pek bana göre değil.

Devamını Oku

Dede Korkut Kitabı – Muharrem Ergin

Dede-Korkut-Kitabi-Muharrem-Ergin

Tam tarihini hatırlamamakla birlikte bir kaç gün önce elektrikler kesildiğinde can sıkıntısından kitaplarımı kurcalıyordum neler var elimde diye. Kurcalarken çarptı gözüme. Belki de kitap okumayla az çok ilgisi olan herkesin eline geçmiş bir kitap. Prof. Dr. Muharrem Ergin”in Boğaziçi yayınlarından çıkan kitabı. Dede Korkut Kitabı.

Parça parça hikayelerinin bir çoğunu bilsem de kitabın kendisini baştan sonra hiç okumamıştım. Dedim ya elektrikler yok bu sefer önsözünden girdim kitaba. Normalde önsözlerden fazlaca sıkılan bir insanım. Ancak bu sefer diğerlerinden farklı olarak önsöz okumak kitabı, anlattıklarını, ve yazarın kitap hakkındaki düşüncelerini anlamam için çok hoş oldu.

Kitap kısa kısa hikayelerden oluştuğundan ve bu hikayelerin bir çoğunu okumasak ta kulaktan duyma bildiğimizden dolayı kitabın içeriği hakkında yazmayacağım ama okumamış olan varsa önerim şudur ki; kitabı sessiz bir ortamda, yüksek sesle, imla kurallarına uyarak okuyun. Okurken karşınıza birisini alı kitabı ona okuyabilirsiniz ki ben öyle yaptım. Yazımı itibariyle şiir okuyormuş gibi hissedeceksiniz ki karşınızda birisi olunca da bu duygu daha yoğun oluyor gibi.

Son olarak ise kitabın önsöz kısmında bir paragraf vardı. Onu sizlerle paylaşıp yazıya son vereceğim. Kitabı okurken o paragrafta yazılana hak veriyorsunuz. En azından ben öyle yaptım.

Dede Korkut Kitabı Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve karakterde bir eserdir. Bu kitabı okuyan ve hazmeden bir Türk’ün kolay kolay yolunu şaşırmayacağı emniyetle söylenebilir. her Türk’ün evinde bulunması lazım gelen bir aziz ve yüce kitabın milli kültürün ruhlara sindirilmesinde açacağı çığır milletimizin geleceği için büyük bir teminattır.

Devamını Oku