Skip to main content

Belkide hepiniz delisiniz de tek normal olan benim.

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR’DAN ALINTI

Çok güçlü bir büyücü, bütün ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyunun suyunu kim içerse delirecektir.

Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip içer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden, sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden, delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkının sağlığını güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içtiği sudan içmiş olduklarından, kralın emirlerini saçma bulur, uygulamazlar.

Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki ‘Gel biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz.’ Ve öyle yaparlar: Kral ile Kraliçe de cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem bu kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur.

Ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral ölümüne dek ülkesini yönetebilmiştir.

huni-gözüm-kapalı-çıktı

Devamını Oku

Kısa Kısa – Askerde okuduğum kitaplar

Genel itibariyle askerliğin sevilecek bir yanının olmadığını söyleyebilirim. İnsanın ömründe 6 aylık koca bir boşluktan başka bir şey değil bana göre. Sivil hayattan zihnen ve fiilen kopuyorsun. Fiilen kopuş benim için 6 ay ile sınırlı olsa da zihnen kopuşum kısmende olsa hala devam ediyor. Tekrardan sivile ve sivil düşünceye alışmak zaman alacak gibi.

Uzun süredir zorunlu ya da keyfi sebeplerle blogunu boşlamış biri olarak ne yazsam diye düşünüyordum iki gündür. Açıkçası bu denli uzak kalmak insanın zihnini köreltiyor. Yazacak konu bulsam dahi yazacak gayreti bulamıyorum ne zihnimde ne de kendimde. En sonunda askerlik süresini tamamen ölü bir zamana çevirmemek için yaptığım aktivitenin araçlarından  yani okuduğum kitaplardan bahsetmek istedim.

Acemi birliği askere gidenlerin bildiği üzere insanın baştan sona hastalıklarla uğraştığı bir yer. Birde Kastamonu’nun soğuk havası ve kış şartları da eklenince buna benim acemi birliğimde diğer herkesinki gibi hastalıklarla boğuşarak geçti. 40 gün içerisinde okunan kitap sayısı sadece bir. Onuda bir arkadaştan ödünç almıştım ki şu anda adını bile hatırlamıyorum.

askerde-okudugum-kitaplar

Oğuz Atay – Tutunamayanlar

Oldukça ünlü ve bir o kadarda kalın bir kitap. Okumaya sivilde başlamıştım ve ilk 300 sayfalık kısmı insanı ölmekten beter edecek kadar sıkıcı ve karmaşık olduğu için bitirememiştim. Askerlik görevini ifa etmeye başladıktan sonra okumaya yarım bıraktığım Tutunamayanlar ile devam ettim. Okumaya başlamadan kitabı ilk okuyuşta anlayamayacağım ve ikinci kez okumam gerektiği tavsiye edilmişti. Öyle de oldu. İlkinden pek bir şey anlamadım (!) ya da umduğumu bulamadım. İkinci kez okur muyum? Belki ileride ama şu anda bu kalınlıkta ve fazlaca edebi bir dille yazılış olan Tutunamayanlar’ı istesem de okuyamam.

Paulo Coelho – Veronika Ölmek İstiyor

Geleceği görmek büyük bir lütuf olmasının yanında aynı şekilde bir cezadır da. Bu hikayede başarısız bir intihar girişimi sonrasında vücudunda kalıcı hasar oluşan ve doktoru tarafından en fazla bir hafta yaşayacağı söylenen Veronika’nın Villette akıl hastahanesinde ölümü beklerken geçirdiği günler ve bu süreçte geçirdiği zihinsel değişim anlatılıyor. Tam bir Paulo Coelho klasiği. Mutlaka okunmalılar listesinde.

Irvin D. Yalom – Nietzsche Ağladığında

Felsefik kitapları yorumlamayı başaramadığımı sanırım şuralarda bir yerlerde söylemiştim. Bu yüzden kitap ile ilgili açıklamayı şuradaki yazıdan alıntılıyorum. Kitap hakkında söyleyebileceğim tek söz; Mutlaka okumalısınız.

Breeur ve Nietzsche farklı dünyaların ama aynı korkuların, yanılsamaların ve anlamsız anlamların heybesini yüklenmiş iki insan. Breur, Nietszche’in aynası olmak isterken Nietzsche kendisine ayna olur ve nihayet bu aynada Nietzsche kendisini görür; böylece başlar hikayeleri…

Hayat, anlam verme ve yeniden anlam verme üzerine kurgulanmış gidiş ve dönüşlerden ibaret… Önemli olan anlam verilenin, gerçeği ne kadar yansıttığı. Gerçekle ilgisi olmayan imgeler ve özlemlerle örülü yanılsamalarla gidilen yollar hep çıkmaz sokak olmuş insanlık için. Susayan serap  görür; aslında görülen şey su değildir. Yani “Arzu edilenden çok arzu etmeye aşığızdır.” (syf:280) Ademoğlunun baktığı, işaret parmağı olmuş ve fakat çok azı işaret edilen yönü
görebilmiş…

Zülfü Livaneli – Serenad

Zülfü Livaneli’nin okuduğum ilk kitabı oldu Serenad. Hikayede Maximillian Vagner isimli genç bir bilim adamının İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Polonya’daki Yahudi katliamın kaçışı ve arkasında bıraktığı trajik aşk hikayesini anlatıyor. Bir nefeste kuyacağınız bu enfes kitapta döneme ışık tutacak bir çok bilgiden de yararlanılmış. Hikaye gerçek mi bilmiyorum ancak kitapta yer alan bir çok ayrıntının gerçekliğini kitabı okurken araştırıp teyit ettim ve kitaba olan bağlılığım bir kat daha arttı. Serenad’da mutlaka okumanızı tavsiye ettiğim kitaplar arasında ve hatta bu yazıda bahsettiğim listenin en üstünde.

Sabahattin Ali – Sırça Köşk

Sırça Köşk kısa kısa 17 adet hikayeden oluşan bir kitap. Hikayelerin bir çoğu yarım kalmış. Kitap yanlış bilmiyorsam bir sonraki paragrafta bahsedecek olduğum Çakıcı’nın İlk Kurşunu gibi Sabahattin Ali’nin ölümünden sonra sandığından çıkan öykü ve çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış yazılarından oluşturulmuş toplama bir kitap. Bu yüzden okurken 5 – 10 sayfa da bir mevcut öykü bitiyor ve yenisi başlıyor. Sabahattin Ali’ye  ait tüm eserleri okuyayım diye aldığım bir kitaptı ve diğer hikaye – kitaplarının aksine umduğumu bulamadım bu kitapta.

Sabahattin Ali – Çakıcının İlk Kurşunu

Yukarıda da bahsettiğim gibi Çakıcı’nın İlk Kurşunu  yarım kalmış hikayelerin toplanması ile oluşmuş bir kitap. Barındırdığı diğer hikayelerin aksine Çakıcı’nın ilk Kurşunu hikayesi kitabın esas kısmını oluşturuyor. Burada çakıcı olarak bahsedilen kişi İzmir’in Kavakları şiirine konu olmuş olan Çakırcalı Mehmet Efe’dir.

Sabahattin Ali – İçimizdeki Şeytan

Aslında bu kitabı da okumuştum ancak yazmaya başlamadan önce içeriğine baktığımda kitabın neredeyse büyük kısmının aklımdan çıktığını gördüm. O yüzden içeriği ile ilgili birgi verip sizleri yanıltma gafletine düşmek istemiyorum ve tekrar okuyacağım. Belki tekrar okuduktan sonda içeriği ile ilgili geniş kapsamlı bir yazı hazırlarım.

Devamını Oku